O Bir Futbol Düşünürüydü: Ivan ERGİÇ !
Kendi deyimiyle ‘hiçbir yerli biri’nin, İvan Ergiç’in öyküsüdür bu. Yugoslavya iç savaşının, çadır hayatının, mülteci kamplarının uzaklara çok uzaklara, Avustralya’ya sürüklediği bir isim İvan.
İVAN ERGİÇ
Kendi deyimiyle ‘hiçbir yerli biri’nin, İvan Ergiç’in öyküsüdür bu. Yugoslavya iç savaşının, çadır hayatının, mülteci kamplarının uzaklara çok uzaklara, Avustralya’ya sürüklediği bir isim İvan.
Yıllar sonra o günleri anlatırken “yiyecek bir şeyim yoktu, sonra çok fazla şeyim oldu ama hiçbir şey değişmedi. Ailenin, arkadaşların en önemli şey olduğu anlıyorsun. Kaybolan çocukluğumu, evimi, arkadaşlarımı ve akrabalarımı parayla satın alamam. Her şeyi alabilirsin ama onları alamazsın. Bütün çocukluğum gitti ve bunu satın alamam. Ben en şanslılardan biriyim. Bu yüzden hiçbir şeyden şikayet etmemeyi öğrendim.” der.
Avustralya’ya kaçmıştır Ergiç ailesi. İvan’ın hayatı, futbola başladığı akademide Wilshire, Viduka gibi isimlerle şekillenir. Perth Golry takımında profesyonel futbol yaşamı başlar.
18 yaşımdayken ilk profesyonel kontratımı imzaladım. İlk yılım gerçekten harikaydı ve benim için çok iyi bir tecrübe oldu. İlk yılımda birçok gol attım. Benim için çok iyi bir yıl olduğunu hatırlıyorum. Daha sonra Avrupa’ya geldim. Juventus scoutları beni izledi ve ben de imza attım.
Onların birçok menajeri var Avrupa’da ve birisi Avustralya’ya gelip beni izledi ve oynarken gördü. Juventus’un Basel ile çok iyi ilişkileri var. Bu yüzden henüz 19 yaşımda olduğum için çok gençtim ve ilk olarak daha küçük bir takımda oynamam gerekiyordu. Juventus’ta oynamak için biraz erkendi. Bu Basel’deki 9 yılım için ilk adım oldu.
19 yaşında transfer olduğu juventus’ta işler iyi gitmez. Menajer-futbocu -medya ilişkileri fazla karmaşıktır İvan için ve hemen Basel’e kiralanır. Avrupa Ergiç ismini Basel kaptanlığında öğrenir.
9 yıl boyunca oradaydım. Kulübün bir parçası olmuştum. Orada 4 kez şampiyonluk yaşadım, 4 kupa kazandım. Kulüp tarihine de geçtim ve takımın kaptanıydım. Ayrıca 2 yıl boyunca hastaydım. Depresyondaydım ve kulüp bana sahip çıktı. Sonrasında döndüm ve kulübün bana göstermiş olduğu bu sadakat karşısında ben de kulübüme aynı sadakati gösterdim. Bu yüzden söyleyebilirim ki İsviçre’de başka hiçbir takımda oynamam.
Ve yolu 2009 Temmuz’unda Bursa’ya düşer.
Bu biraz tesadüfen oldu diyebilirim. Ertuğrul hoca sanırım Young Boys takımında başka bir oyuncuyu izliyordu. Onu izlerken beni de görmüş. Benim de İsviçre’de yaşayan ancak aynı zamanda Türk olan bir arkadaşım var. Onunla bağlantıya geçmişler ve ben de onunla konuştum. Beni Bursa’ya davet ettiklerini söyledi. Ben de davete karşılık vererek kulübü, şehri ve ortamı görmek için Bursa’ya geldim. İlk gelişimde gördüklerim çok etkileyiciydi. Aslında biliyorum bu normal değildi. Çünkü normalde oyuncu menajerleri gelip bütün bu şeylere bakarlar ve oyuncu adına karar verirler. Ama ben bunu bizzat kendim yaptım. Benim için çok iyi oldu.
Bursa çok ilginç, değişik bir şehir. Şehir ikiye ayrılmış durumda. Bir eski tarafı, bir de yeni yapılanan tarafı var. Tarihi kısmı çok ilginç. Normalde Avrupa’daki diğer şehirlerde Bursa’nın yeni gelişen kısmıyla aynı. Hiçbir farkı yok. Ama şehrin tarihi kısmı çok farklı ve Bursa’yı da özel kılan bu.
Türk futbol devriminin en önemli isimlerinden biri olur Ergiç.
Benim için mantalite en önemli şey. Bu hocada olan ve oyuncularına verdiği bir şey bana kalırsa. Tabiî ki bireysel olarak da çok iyi oyunculara sahiptik takım olarak. Ancak bundan daha önemlisi bir takım olmaktı. Gerçekten takımın kimyası çok iyiydi. Takım birbirini tamamlayan oyunculardan oluşuyordu. Ertuğrul hoca ve ekibi, oyuncu transferinde sadece oyuncunun yıldız olmasını değil, takıma uyum sağlamasını ve takımın ihtiyaçlarını daha çok önemsiyor. Takımda kadroya giremeyen ve maçlarda oynamayan oyuncular dahi her zaman görev verildiği takdirde oynamak için hazırdılar. Ve davranışları kadroda olmasalar dahi çok iyiydi. Ben bile bazı maçlarda yedek oturmama rağmen kendimi hazır tutuyordum. Benim yerime oynayan oyuncuları sanki ben oynuyormuşçasına destekliyordum. Bazı oyuncular tabiî ki takım ruhundan arada uzaklaşmasına rağmen, Ertuğrul hoca bunları kontrol ederek tekrar bütünlüğü sağlıyordu.
İtalya günlerindeki deneyimlerle futbolun sektör haline gelmesine, paranın bu denli önem kazanmasına isyan eder. Hakemlerin gol sevinçlerinde forma çıkartana kart göstermesine bile tepkilidir. Forma reklamı görünsün diye sevinemeyecek miyiz? der. Türkiye’de de medyadan uzak durmaya çalışır.
Burada medyanın baskısı daha yoğun. Sadece futbol üzerine çıkan gazeteler var. Nereye giderseniz medya peşinizde. Kameralar hep peşinizde. Açıkçası bu benim için biraz fazla. Normalde futbol için iyi bir şey olabilir tabi. İsviçre’de kesinlikle böyle bir şey yok. Burada Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray gibi kulüpler, İsviçre’deki kulüplerin alamayacağı oyuncuları almak için yeterli güce sahipler. Bazen kulüpler oyuncuları sırf isimlerinden dolayı transfer ederler. Aslında gerçekten ihtiyaçları yoktur ama taraftarlarını mutlu etmek için bu tür transferleri yapabiliyorlar. Ama sonunda işler iyi gitmediği zaman şampiyon olamıyorsunuz. Taraftarda oyuncuların isimlerine bakmaksızın kulübü protesto edip mutsuz olabiliyor. Bence bu çok büyük bir çelişki.
Alışılmış futbolcu profilinden farklıdır İvan. ‘Para kazanıyorum evet ama harcamıyorum. Para nasıl harcanır bilmiyorum. Hiçbir şeye ihtiyacım yok. İhtiyacım olan her şeye sahibim. Araba ya da eve ihtiyacım yok. Ailem, arkadaşlarım için harcamalar yapabiliyorum. Ama benim hiçbir şeye ihtiyacım yok. Evet, yardım yapabiliyorum ama bunu zaten herkes yapıyor’ der. Kermeslerden giyinir, gizli kalması kaydıyla yardıma ihtiyacı olan herkese yardım eder.
Manchester United ile oynanan Şampiyonlar Ligi maçı için cebinden yaklaşık 20 bin lira vererek minik futbol severlere bilet alır. ‘Bir çocuk için çok önemlidir’ der. Ergiç farklıdır.
Ben neysem oyum tabi. Herkesin kendine göre bir yaşam tarzı vardır. Tabi bende farklıyım. Diğer oyuncular ne söylerse ne yaparsa onların kendi görüşleridir. Ben de tabiî ki benim gibi olmalarını isterim. Ben onları yine de oldukları gibi kabul ederim. Onlar da beni olduğum gibi kabul ediyorlar. Bu benim için problem değil. Çünkü farklı olduğumu ben de biliyorum.
Basel’deyken İsviçre kupasında 4.lig takımlarıyla oynarken maç sonunda rakiplerinin formasını ister. Çünkü her forma değerlidir onun için. Genç futbolcuların spor otomobil tutkusuyla dalgasını geçer. Ona göre daha fazla dinlemeyi öğrenmeli gençler. Çantasında sürekli kitap taşır ve babasının kazandırdığı alışkanlıkla sürekli okur. Türkiye’deki iç ve dış siyaseti, temel sorunları bilir, araştırır, öğrenir.
Ben aslında tam da sosyalist değilim. Kendimi bir kategoriye koymak istemiyorum. Ben politikayı pek sevmem. Siyasi partileri sevmem. Onları desteklemeyi sevmem. Ama herkesin biraz da olsa politikayla ilgilenmesini düşünüyorum. İnsanlar ben politikayla ilgilenmiyorum diyebilir. Evet, ben de ilgilenmiyorum ama bu konuda herkesin bir fikri olması gerektiğini düşünüyorum. Neler olup bittiğini öğrenmek ve doğru kişiyi seçmek için herkesin bir fikri olması lazım çünkü. Hayatımız bu seçilen insanların yaptığı işlere göre şekilleniyor.
Türkiye’nin globalleşmeye karşı olması gerektiğini düşünür. Bursa’nın kültürel yapısı daha ilk günden çok etkilemiştir onu.
Türkiye’ye gelmeden önce de Türkiye hakkında birçok bilgiye sahiptim. Çünkü Sırbistan da neredeyse 500 yıl Osmanlı himayesi altında yaşamış bir ülke. Birçok kültürlerimiz, yemeklerimiz, dilimiz Osmanlı’dan etkilenmiş. Bu yüzden benim için Türkiye’ye alışmak çok zor olmadı. Mantalite Sırbistan’dakiyle çok benzer. Bu yüzden de alışmakta hiç zorlanmadım. Evet, ilginç, değişik bir ülke Türkiye. Coğrafi olarak da tam ortada yer alıyor. Bu da Türkiye’yi ilginç ve etkili bir ülke yapıyor.
Osmanlı tarihini de bilir, Nazım’ı da, Deniz’i de. Atatürk’ün öneminin farkındadır.
Atatürk çok önemli. Önceden de biliyordum. Hoca’nın asistanlarından Gerçek bana onun hayatını anlatan bir kitap hediye etti. Türkiye’nin kurucusu ve Türkiye’nin modernleşmesinde ekonomik olarak güçlenmesinde çok önemli bir yere sahip. Türkiye kimliğini kaybetmeden her zaman Türkiye olarak kalmalı. Küreselleşmeye kendini kurban etmemeli. Bu şekilde de modern olarak kalabilir.
Türk müziğinin yeri ayrıdır.
Buradaki birçok arkadaşım bana Türk Müziği ile ilgili cd’ler verdiler. Örnek olarak Barış Manço, Kazım Koyuncu, Zülfü Livaneli. Ama Türk Pop Müziğini sorarsan pek dinlemediğimi söyleyebilirim. Ama bahsettiğim diğer tür müzik için çok iyi olduklarını ve sevdiğimi söyleyebilirim. Ayrıca türkü ve arabesk türlerini de seviyorum. Mesela bir şarkı duyduğum zaman ismini sorup öğrenmeye çalışırım. Birçok farklı türdeki müziği dinlemeyi seviyorum çünkü. Dünya müziği gerçekten çok zengin. Yaptığım için en güzel yanlarından biri de bu. Çok seyahat ediyorum ve değişik kültürler tanıma fırsatı buluyorum. Müzik için de geçerli bu. Kendimi farklı kültürler tanıyarak zengin hissediyorum.
Bütün bu kültürel birikimiyle birlikte çok komik bir adamdır İvan Ergiç. En sevdiği yemek fasulyedir.
2-3 kilo fazlam olduğu zaman yemeği kesiyorum. Çünkü fazlası problem oluyor. En sevdiğim yemek kuru fasulye. Gerçekten bu konuda ciddiyim. Aşçı Ramazan usta takım için pişirdiği zaman biraz da benim için özel olarak yapmasını istiyorum. O da beni her zaman arayıp biraz da sana ayırdım deyip çağırıyor. Genel olarak et ve tatlılar çok güzel ama dediğim gibi çok yediğiniz zaman tehlikeli olabiliyor. “Bu Fasulya Yedi Buçuk Lira” Fasulyenin şarkısı her yerde çaldığı için takım arkadaşlarımla söylüyoruz.
Gerçekten çok özel anlardı. Kimsenin beklemediği bir şeydi. Bunu özel yapan takım içindeki birliktelikti. Takım olarak hep birlikteydik. Herkes birbirini destekliyordu. Neredeyse hiç sakat oyuncumuz olmadı ve mükemmel bir yıldı diyebilirim. Avrupa’ya gittiğimde de herkese bundan bahsetmek istiyorum. Kişisel olarak yaşadığım en büyük başarıydı. ‘Büyük!’ olarak adlandırılan takımlardan biri değildik ama Şampiyon olduk. Fair Play Liginde de Şampiyon olarak bitirdik. Bu takımın parçası olmaktan çok mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Bu söyleyebileceğim bir şey değil; Ancak bunu yaşamak gerekir. Kelimelerle anlatılmaz. Futbolda birçok anı olabilir sizi üzen, sizi mutlu eden, ancak bu duygu ‘her şey size ait’miş gibi hissettirdiği için çok özeldir. Bunu her izleyişimde anılar gözümde canlanıyor ve tüylerim diken diken oluyor.
Her şeyi özleyeceğim. Burada tanıdığım insanlar, kulüpten ve kulüp dışından birçok insan tanıdım. Özleyeceğim başka bir şeyde burada futbol oynamak olacak. Çünkü buradaki stadyumda birçok anıya sahibim. Belki 2 sene sonra yeni bir stat yapılacak ve eski stat yıkılmış olacak. Ve burada çok farklı duygular getirecek eski statla ilgili.
Taraftara mesajı açıktır.
Türkçe konuşuyor: Destek için çok teşekkürler ederim. Benim için böyle bir şey çok çok özel oldu, son 2 yıl burada. Çünkü bizim taraftar hep bize destek verdi. Aynı ne zaman kötü oldu, kötü oynadık, ben hatırlıyorum mesela 3-0 Manchester’a karşı, ama herkes statta, herkes devam etti, destek verdi. Böyle bir şey çok güzel, çok özel, o yüzden ben çok teşekkürler ederim bizim taraftara.
“Bana ‘nerelisin?’ diye sorduklarında ‘Bursalıyım’ diyorum. Ama her zaman şunu söylerim. Evin nerede iyi hissediyorsan orasıdır. Ama ben zaten bir evim olmadığını hissediyorum. Bütün dünya benim evim. Bir yere ait hissetmek zorunda değilim” diyor. Bir gün yeniden Bursa’ya gelmek isteyeceğini ifade ediyor.
Tabi buraya tekrar gelmek isterim. Burada birçok anım var, tanıdığım birçok insan var. Buraya gelip onları görmek, taraftarın benim hakkımda ne düşündüğünü öğrenmek ilginç olur. Bu zamanlarda taraftarlar ve oyuncular ayrı ayrı yerlerde sanki. Taraftarlar bedelini ödeyerek bilet alıp yıldız oyuncuları destekliyorlar ama bence taraftarlar ve oyuncular birbirleriyle çok yakın olmalı. Dediğim gibi tekrar Bursa’ya gelmek ve neler oluyor diye görmek çok güzel olurdu diye düşünüyorum.
Bursa’dan bir futbol düşünürü geçti. Futbol hayatında hiç kırmızı kart görmedi. Hiç kasti faul yapmadı. Bursaspor’un Şampiyonluğunda en önemli isimlerden biriydi. İki sezon giydiği yeşil-beyazlı formayı çok güzel bir noktada bıraktı. Bursalıların onu hiçbir zaman unutmayacağını bilerek ayrıldı şehirden. Türkiye’ye gelmiş en önemli değerlerden biriydi. Misafir değil ev sahibiydi. İvan Ergiç adamdı, dosttu.
İvan ERGİÇ
Röportaj: Bursasportv.com
Bant Çözümü: Uğur Hacıoğlu
Haziran 2011